Sızdırma gazeteciliğin incelikleri

Gazeteciliğin en prestijli ödülü Pulitzer, bu yıl sızdırma gazeteciliğe verildi… Washington Post ve Guardian gazetelerinin, Edward Snowden’in sızdırdığı belgelere dayanarak yaptıkları haberlere ödül verilmesi, pek çok açıdan heyecanlı bir gelişme.

Washington Post’tan Barton Gellman, NSA belgelerini haberleştiren gazetecilerden biri. 

Amerikan NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) çalışanı Snowden, Amerika’nın hem kendi vatandaşları, hem yurtdışında yaptığı gizli dinlemeleri belgeleyerek faş etmişti. Ticari ve uluslar arası ortaklıklar da NSA sızıntısından payını aldı. Amerika’nın, Almanya Başbakanı Merkel’i dahi dinlediği ortaya çıktı.  

Obama yönetimi, “vatan hainliği”yle suçladığı Snowden hakkında üç ayrı suçlamayla dava açtı. Buna karşılık “halkın bilgi sahibi olma hakkı”nı savunan Snowden, geçici sığınma talebiyle Rusya’da yaşıyor.

Tüm bu gelişmeler, “gizli bilgi nedir, ne değildir?”, “ulusal sırrın sınırı var mıdır”, toplu gözetleme ve bilginin mahremiyeti ve elbet gazeteciliğe dair yeni tartışmaların açılmasına neden oldu.

ÖDÜLÜN VERİLME NEDENİ

NSA eski ajanı Edward Snowden: Devletin gözünde “vatan haini”, halkın gözünde kahraman. 

Türkiye, farklı boyutlarda da olsa “sızdırmalara” hiç yabancı değil: “17 Aralık” operasyonu olarak bilinen, iktidar ve iş adamlarına ait özel telefon dinlemelerinin yayınlaması…  Son olarak, Suriye’yle ilgili askeri kararları da ihtiva eden en üst düzeydeki gizli toplantının ifşa edilmesiyle benzer sorunlar gündeme geldi.

Kimi basın organları bu dinlemelerin hiçbirine yer vermezken, kimi kısmen, kimi de tamamını yayınladı.   

Ancak bu olayları NSA sızdırmacılığıyla karşılaştırmadan önce, Pulitzer’in bu iki gazeteye verilme gerekçesini anlayalım.

Washington Post’a verilme nedeni, “NSA’in gizli dinlemelerini güvenilir ve dengeli habercilikle açığa çıkararak, sızdırmaların daha geniş çerçevedeki ulusal güvenlik konusuyla bağlantısını halkın anlamasını sağlamak”… Guardian’a verilen ödülün de açıklaması şu: “NSA’in gizli dinlemelerini açığa çıkarıp yaptığı haberlerle devletle kamunun arasındaki ilişkide, güvenlik ve özel hayat konularını tartışmaya açmak.”

ABD’DE YARGILANAN SON GAZETECİ

Türkiye’de bu anlamda bir gazetecilik tartışması yok ve olamaz da. Yaşananlar, bir çıkar grubunun diğerini zor duruma düşürmek için interneti kullanması. Bir diğer deyişle, Türkiye’de “sızdırma” var, ama gazetecilik yok. Nasıl olsun? ABD’de bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle yargılandığı son tarih, 1917. Basın özgürlüğüyle ilgili kanunlarla korunuyor gazeteci. Türkiye ise hapisteki gazeteci sayısıyla dünya rekorlarını kırmaya devam ediyor!

NSA olayında suçlanan, kaynak. Yani Snowden. Türkiye’deyse “kaynak” daha belirsiz. Hedefte Cemaat var ancak yargıya yansıyan somut kanıt -şimdilik- yok. Kaldı ki ses kayıtları ham halde internete servis edildi; gazetecilik adına yapılmış-başarılmış bir iş yoktu.  Türkiye’de basının durumu “izleyici” en fazla “aktarıcı” konumunda olmaktan ibaretti.

Dünya, Pulitzer ile taçlandırılan “Snowden öncesi ve sonrası” gazeteciliği  tartışadursun… Türkiye basını, özgürlüğünü sağlama alamadığı sürece dijital çağda değişen gazeteciliğe ancak “seyirci” olarak kalmaya devam eder.

Soldan sağa, Çin’in eski Başkanı Hu Jintao, Başkan Xi Jinping ve eski bakan Wen Jiabao’nun ailelerinin, offshore cenetlerinde hesaplara sahip olduğu “sızdırmayla” ortaya çıktı.    

OFFSHORE SIZDIRMA

-       Data journalism (veri gazeteciliği) Wikileaks’te veya NSA’de olduğu gibi, çok büyük veri tabanlarındaki bilgileri, gazetecilik ilkelerine uygun olarak süzüp haberleştirmeye verilen ad. ‘Bilgisayar destekli gazetecilik’ de deniyor.

-       Veri gazeteciliğinin sınırı yok: Geçen yıl uluslar arası offshore hesaplarla ilgili büyük bir haber patladı. Finansal verilerle ilgili en büyük “sızdırma”sı sayılan belgeler, Washington merkezli ICIJ’e (Uluslararası Araştırmacı gazeteciler Konsorsiyumu) ulaştı.

-       10 farklı offshore cennetinden, 30 yıllık veri girişleri, mailler gibi dünyanın en zengin 100 bin vatandaşına dair özel kayıtlar,37 yayın grubu tarafından yedi ay boyunca incelendi.

-       Verinin toplam büyüklüğü 260 GB idi, yani Wikileaks’in 2010’da yayınladığı ABD dışişleri belgelerinin 162 katı büyük! (Kaynak: CBS)     

 

 

CHP’nin işgali

Bir ideolojileri yok. Ortak paydası özgürlük olan her şeyde varız diyorlar. Sloganları “az laf, çok iş”.

“CHP’yi işgal et” (OccupyCHP) hareketinin ateşlenme sebebi, sadece yerel seçimlerde muhalefet partilerinin aldığı sonuç değil.

Başta Ankara olmak üzere, halkın verdiği oyların temsil edilmediğine inanıyorlar. 

Ankara-CHP’yi İşgal Et hareketi internetten izlenebilir.

CHP’nin ataletini, doğrudan partiye yönelttikleri şu sözlerle eleştiriyorlar:

Gezi sürecinden beri görüyoruz ki, seni yöneten adamlardan bazıları bu muhalefet işini pek beceremiyor. Halk ittirmese CHP’nin çalınan seçim sonuçlarına itiraz edecek takâti bile yok. O yüzden biz gençlik ve halk olarak seni işgal etmeye geliyoruz!”

Gençlerin ilk “işgal eylemi” 11 Nisan’da, partinin Ankara’daki Genel Merkez binasında oldu.

Tıpkı Gezi sonrasında mahalle forumlarında yapıldığı gibi, herkes söz aldı.

23 NİSAN GİBİ OLMASIN

Başka bir siyasi parti, benzer bir “işgal”e nasıl cevap verirdi acaba? Düşüncesi bile titretir!

CHP yapması gerekeni yaptı ve kapılarını açtı. Ancak gençlerin önerileri ve tavrını ne kadar ciddiye aldı ve alacak, orası meçhul.

Korkum o ki CHP’li yöneticiler, 23 Nisan’larda çocuklara bir saatliğine koltuğu göstermelik devredip, söyledikleri hiçbir şeyi kaale almayan devlet muamelesinden fazlasını yapamayacak.

Oysa “CHP’yi işgal et” hareketi, şirin gözükme derdinde değil. Tam tersine, gençlerin sabırsızlığının, taleplerinin ve harekete geçme arzusunun en somut hali.

Bu yüzden CHP’nin yapacağı en büyük yanlış, “ay canım gençlerimiz ne de şeker” deyip üye yapmakla yetinmek.   

Eminim CHP’nin içinde, bu gençlerin sinerjisi, fikirleri, eğitim ve becerilerinden doğru bir şekilde yararlanmayı akıl edecek birileri vardır.

Kılıçdaroğlu onların sözünü dinler mi, yoksa heveslerini kursaklarda mı bırakır?

Bunu göstermenin en iyi yolu, lafta ve görüntüde kalmayan ciddi bir yenilenmeye gitmek olabilir.

ÖNCE GENÇLER VE KADINLAR!

 “CHP’yi işgal et” hareketi, partinin yönetim kadrolarında 40 yaş altı genç ve kadın oranını yüzde 50’nin üzerinde olmasını istediğini manifestosuna yazmış.

CHP, gençleri ve geleceği önemsiyorsa, kökten bir reforma gitmeyi göze almalı.

Hiçbir partinin tam olarak başaramadığı “Gezi ruhu”nu siyasete yansıtma şansını denemeli. Galiba bu, CHP’nin son şansı.

Eğer anamuhalefet partisinde hala Türkiye’yi ve seçmeni ciddiye alan bir damar varsa…

Bu gidişatın bir sonraki seçimde de ondan sonrakinde de değişmeyeceğini anlamış olmalı.

HALKIN CHP’Sİ Mİ DEDİNİZ?

  • ‘OccupyCHP’ yani ‘CHP’yi işgal et’ hareketi, sosyal medya üzerinden 81 ilde örgütlendi.
  • “CHP’yi yine halkın partisi yapacağız” diyen harekette yer alan gençlerin çoğu, yerel seçimlerden sonra CHP’de toplanıp tutanakları karşılaştıran gönüllüler….
  • Hareket, “Herkesi kapsayan, sosyal adaleti savunan, vicdanlı, dayanışmacı, paylaşımcı, ideolojik önyargılardan arınmış bir CHP” için, tüm yurttaşları CHP’ye kayıt olmaya davet ediyor.
  • http://occupychp.com ve http://occupychp.org adreslerinden hareketi takip edebilir, twitter hesabı ve facebook’taki gruplara kayıt olabilir.
halftheskymovement:

Forced into marriage at the age of 15, Berivan Elif Kilic seems to be an unlikely candidate for politics. But the former child bride is now the newly elected mayor of Kocakoy, a farming town of 17,000 people in southeastern Turkey.
Until five years ago, Kilic suffered daily beatings by the man she was forced to marry. She divorced him at 28 and now is determined to fight for women’s rights. As mayor, she plans to organize workshops to inform women about their rights and to give some basic education to town women.“People believe me when I talk about domestic violence,” Kilic said. “I was beaten up myself; I don’t have my knowledge from books.”
Read more via The Daily Beast.

halftheskymovement:

Forced into marriage at the age of 15, Berivan Elif Kilic seems to be an unlikely candidate for politics. But the former child bride is now the newly elected mayor of Kocakoy, a farming town of 17,000 people in southeastern Turkey.

Until five years ago, Kilic suffered daily beatings by the man she was forced to marry. She divorced him at 28 and now is determined to fight for women’s rights. As mayor, she plans to organize workshops to inform women about their rights and to give some basic education to town women.“People believe me when I talk about domestic violence,” Kilic said. “I was beaten up myself; I don’t have my knowledge from books.”

Read more via The Daily Beast.

Mevzide ‘ateist’ yokmuş!

Dinin siyasete alet edilmesine itiraz ediyoruz, çünkü insanların mezhep ve inançları yüzünden aşağılanıp hedef gösterilmesinin ne kadar tehlikeli ve yanlış olduğunu, tarih boyunca defalarca gördük…

Bir kişiye veya gruba, dini, cinsiyeti, cinsel yönelimi, ırkı, dili, ten rengi, yaşı, bedensel engeli nedeniyle yapılan her türlü önyargılı yorum ve davranış, ayrımcılığa girer.

Uluslararası medeni ve siyasi sözleşmelere göre ayrımcılık, insan haklarına aykırıdır.

Ne var ki Türkiye’de ayrımcı, kutuplaştırıcı ve zehirleyen dile her gün yeni bir katkı yapılıyor:

Zafer Çağlayan’ın cemaat için söylediği “Bunları bize bir Yahudi, bir ateist, bir Zerdüşt yapsa anlarım. Ama bunları yapan Müslümanım diye geçiniyorsa, yazıklar olsun” sözleri…

AKP’li Bingöl Belediye Başkanı’nın “örf ve adetler gereği” kadınları çalıştırmayacağını söylemesi, ayrımcılığın dikalasıdır.

BİR YANLIŞ DÜZELTİRKEN BAŞKA YANLIŞ YAPILIYOR

Dün Milliyet’in manşetinde yer alan, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un “Mevzide ateist yoktur” sözleri ise dini ayrımcılığın en taze örneği.

Başbuğ, TSK’ya yöneltilen “dine uzak, hatta dinsiz” eleştirilerinden duyduğu rahatsızlığa karşılık, aksini ıspat etmek istercesine askerin “Allah Allah” diye taaruz ettiğini, mevziye girince kimsenin ateist olmadığını, dua ettiğini söylüyor…

Başbuğ’un cephede yaşadığı şahsi tecrübeleri bizi ilgilendirmez… Ancak silah altına alınan milyonlarca askerin inancı adına bu şekilde konuşması; Sünni Müslüman olmayanları, özellikle inançsızları dışlaması, kelimenin en hafifiyle kabul edilemez.

Röportajda Başbuğ, orduevlerine, yemin törenlerine başörtülülerin alınmaması gibi ayrımcı uygulamaların özeleştirisini yapmış. Ancak bir yanlışı düzeltirken bir başka yanlışa düşüyor…

Üzerine bir de “milli ordu” vurgusu yapıyor!

SEVAG VE BİNLERCESİ

Ordu, etnisiteye, mezhebe, inanca bakmadan her yaşı gelen erkeği askere alıyorsa… “Milli ordu”ya vurgu yapmanın mantığı nedir?

Peki bu ülkede, askerlik zorunlu değil mi?

İnsanın içi, gencecik er Sevag Balıkçı’nın nasıl öldürüldüğünü düşününce titriyor: Askeri yargı “kasıt yok” kararını verse de Balıkçı’nın, 24 Nisan 2011’de silah arkadaşı tarafından kasten öldürüldüğünü görgü tanıkları söylüyor.

Sadece Sevag mı? 2012’de Milli Savunma Bakanlığı, 22 yılda 2.221 askerin intihar ettiğini, 1602 askerin de “çeşitli kazalar” nedeniyle öldüğünü açıkladı.

Çoğu basına yansımayan bu ölümlerin sorumlusu kim?

TSK, özeleştirisini ne zaman yapacak?

Vatandaş “Allah Allah” diye koşarak cepheye yollanmadan önce, en temel haklarının korunacağını…

Dini, ırkı, mezhebi yüzünden ayrımcılığa maruz kalmayacağını… Ve bu yüzden hayatının tehlikede olmayacağını bilmesi gerekmez mi?

“Milli ordu” vurgusu, ateistler dahil, bu ülkedeki tüm azınlıkları yok saymak anlamına gelmiyor mu?

Dünya ve uzay için iyi bir fikrin varsa, gel!

-     İstanbul Sabancı Üniversitesi’nde bu haftasonu, NASA’nın harika bir etkinliği düzenlenecek. Aynı anda 96 şehirde ve 48 ülkede yapılacak 48 saatlik bir kod maratonu bu: “Uzay aplikasyonu müsabakası…”

-       Dünya ve uzaydaki yaşamı geliştirmek üzere Yerkürenin Korunması/gözlemi, Uzayda Teknoloji, İnsanlı Uzay Uçuşu, Asteroidler ve Robotik kategorilerinde düzenlenen yarışmaya katılmak için iyi bir fikrinizin olması yeterli! İngilizce ve teknoloji bilginizin profesyonel düzeyde olması gerekmiyor. 

-       Herkese açık ve ücretsiz olan etkinliği, Türkiye’den TAG ekibi, TTNet’in desteğiyle düzenliyor. Cumartesi saat 9’da başlıyor, geceye kadar kesintisiz sürecek… Ayrıntılı bilgi için: https://2014.spaceappschallenge.org/challenge/

- Her konu için ilham verecek temaları, İngilizce olarak sitede bulabilirsiniz. Yerkürenin korunması bölümünde örnek olabilecek bir çalışma, "Bir fotoğraf bin kelimeye bedeldir."

- Buna göre NASA’nın uydu fotoğrafları (GIBS) servisini kullanarak dünyanın son iki yılda nasıl değiştiğini göstermek mümkün… Veriyi haritaya döküp, isterseniz ek veri ve görsel ekliyorsunuz. Mesela göç eden balinaların rotalarını, okyanus yüzeyindeki ısı değişiklikleriyle kıyaslanabilir. 

 

Tags: haber 2014 bilim

Ohh, mis gibi paraları içelim!

Aklını parayla en çok bozmuş olan insan bile “saçmalamayın, para içilir mi hiç”? diyecektir. Para harcanır, stoklanır, oynanır, güç verir…  Ancak anlaşılan hükümet, paranın içilebileceğine de inanıyor!

Yoksa memleketin tüm derelerini satar, suya hayat değil de enerji ya da para getiren bir şey olarak bakar mıydı? Yanlış su ve tarım politikalarından vazgeçmeyip, göllerin ve sulak alanların kurumasına seyirci kalır mıydı? İstanbul projeleri başta olmak üzere, hukuka, vicdana, kent bilincine aykırı mega projeler için “sulak alanlar” yönetmeliğini değiştirmeye kalkar mıydı?   

image

İstanbul’daki barajlarda doluluk oranı % 34,11. Ankara'da ise % 34,58. Uzmanlara göre su kesintileri ve gıda fiyatlarında artış kapıda (Kaynak: El Cezire Türkiye)

Müjdeler olsun, siyasi karambolde bunu da başardılar: Sulak alanları besleyen akarsular ile yüzey sularının yönlerinin değiştirilmesinin önü açıldı… Sulak alan, ulusal ve mahalli olarak ikiye ayrılacak…

Buna göre Orman ve Su İşleri Bakanlığı rapor hazırlayacak, atanmış bürokratlar –haşa, bilim insanları değil!- onay verecek. Bakanlık, “sulak alan mı değil mi” diye son kararı verecek. Sanki bunun dünya genelinde kabul görmüş evrensel bir tanımı yokmuş gibi…

Bitmedi: Uluslar arası sözleşmelerle tescillenen, nesli tehlike altındaki kuşların barındığı mutlak koruma alanlarının “özel mülkiyete” konu olmasının da yolu açıldı! İleride bu uygulamanın ucu İstanbul boğazının bu güne kadar korunabilmiş son bakir alanlarına kadar uzanacak.

SUSUZ YAZ

Yalanın bile raconu vardır, o da kalmadı… “Koruma, yönetim, gelişme” gibi süslü kelimelerle kılıfı hazırlanan yönetmelik, hiçbir bağımsız kuruluşa, bilime, vicdana ve hukuki altyapıya dayanmadan hazırlandı.

İstanbul’un ve bölgenin içme ve sulama suyunun sağlandığı 70 sulak alanı ve sekiz dereyi barındıran Üçüncü Havalimanı projesinin önü, böylelikle açılabilecek… Orman Bakanlığı’na buralar zaten “su birikintisi”!

3. Havaalanının sulak alanlara tehdidi, sadece göl ve göletleri yok etmekten ibaret değil. Ekosistem denen şey, artık ilkokul öğrencisinin bile bildiği gibi, bir bütündür

İstanbul’un en önemli su kaynaklarından Terkos gölü (proje sınırının 2.5 km batısında), Alibeyköy ve Pirinççi barajında su toplama kapasitesinin nasıl azalacağından, kirliliğin nasıl artacağından bahseden yok!

Henüz bu projeler tamamlanmadı; ama İstanbul şimdiden susuz bir yaza hazırlanıyor. Barajlarda tehlike çanları çalıyor. İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin susuzluk yaşayacağı, bilimsel bir gerçek.

GEZİ’DEN SONRA…

image

Harita Vagus Tv’den alındı.

Sulak alan yönetmeliği değişikliği, şüphesiz sadece 3. Havaalanı’nın önünü açmak için yapılmadı. Malum, Kanalistanbul yolda.  İstanbul’a vurulacak son ve en ölümcül darbe de bu olacak.

Burada dikkatlerden asıl kaçan mevzu şu: Geçen yıl “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Yasası” adıyla çıkarılmaya çalışılan yasa, büyük tepki toplamıştı. Ve Gezi protestoları sırasında Meclis’e gelmeden rafa kaldırılmıştı.

Hükümet, daha az tepkiye maruz kalarak istediğini yapmak için, peyderpey yönetmelikler vasıtasıyla bu kanunu yavaş yavaş hayata geçiriyor.

İlk adım; milli parklardı. Seçim fırtınasında kim umursadı? Evet, “milli park”larımız 18 Mart’ta yine Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelik değişikliğiyle yeni yatırımlara açıldı. Artık kamu yararı görülen yeni yatırımlarda “gelişme planı” şartı aranmayacak! 

Şimdi de sulak alanlara el atıldı. Sıradaki ne?

image

Fotoğraf: Elif Sezginer Verun- Terkos gölü

FACİA GELİYORUM DİYOR

-          3. havalimanı ve 3. köprü için doğrudan kesilecek orman alanı, yaklaşık 8 bin futbol sahası büyüklüğünde.

-          İstanbul ormanları, Avrupa’da acil korunması gereken 100 ormandan biri. Kuzey ormanları, su havzaları ve kuzey rüzgarları, kente temiz hava getirmesi açısından büyük öneme sahip.

-          3. köprü ve bağlantı yolları kapsamında, Kınalı-Gebze arasında yaklaşık 26 adet kavşak planı var. Bu kavşaklar su havzaları, orman ve tarım alanları ile meraların bulunduğu İstanbul’un kuzeyinde yeni yerleşme alanları açılacak. (TEMA- İstanbul Projeleri Raporu’nun tamamı için tıklayın) 

Onda biri AKP’ye yapılsa “hırsız” demez miydiniz?

Yerel seçimlerde itiraz edilen yerlerdeki durumu medya ya hiç vermiyor, ya da eksik veya dikkat çekmeyecek kadar küçük…

Oy ve Ötesi ve muhalefet partilerinin çabalarıyla sayısız yolsuzluk tespit edildi… Seçim o kadar gayrıciddi bir ortamda yapıldıki elektrik kesintisi kedilere bağlandı. Bu nedenle “seçim gayrımeşrudur” dedim.

Medya, seçimlerdeki hileleleri sorgulayacağına Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını tartışadursun, başta Ankara, oy hırsızlığı iddialarındaki duruma bakalım:

Ankara’nın bazı bölgelerinde oylar 16 defa sayıldı… 6240 tutanakta hatalı işlem tespit edildi. 2.162 tutanak– ki sadece bu, 600 bin oy demek- mühürsüz. (http://oyumucaldirtmam.com adresinde tüm tutanakların belgeleri ve usülsüzlükler yazılı.)

imageMansur Yavaş dün YSK’ya seçimin iptali için başvurduğunuı açıklarken Ankaralılar yalnız bırakmadı. (Foto: Aylin Nazlıaka)

AKP’NİN OYLARI GASP EDİLSEYDİ…

CHP adayı Mansur Yavaş, tüm yasal yollara başvurdu. Önce ilçe, sonra il seçim kurullarına yapılan itirazlar, delillere rağmen reddedildi. Bu arada Melih Gökçek, “mühürsüz tutanaklar”ın da sayılmasıyla kendini bir kez daha “Başgan” ilan etti. Oysa mühürlü tutanakların sayımında CHP önde… Kanıtı YSK’nın dijital veritabanında.

Dün Yavaş, seçiminin iptali için YSK’ya başvurdu.

Farz edelim tüm bunlar, AKP’nin başına gelmiş olsun… Sizce başta Başbakan, AKP iktidarı ne yapardı? AKP medyası ne derdi?

Tabii ki ortalığı birbirine katar, CHP’yi “darbeci hırsız, milli irade düşmanı” ilan ederdi… BDP için “PKK’nın çirkin oyunu” başlıkları atardı. Şu anda bile BDP’nin itiraz ettiği yerlerde milliyetçi kampanyalar yürütülüyor. Ha tabii, kimbilir kaç kişiyi “hükümeti devirmek istediler” diye örgüt üyesi yapıp, hapse yollarlardı!

ZAFERİN TADINI ÇIKARIN

Yolsuzlukları, ikiyüzlülükleri, cinayetleri görmezden gelmeyi başaranlar; oyların gasp edilmesine haydi haydi göz yumar!

Mesele ne adil bir seçim, ne hak, ne de hukuk… AKP yönetimi, bu kavramlara saygı göstermediğini çoktan ıspatladı. Seçmeni de bu duruşu desteklediğini gösterdi…

Zaferin tadını çıkarın. Ama bunu yaparken “mağduriyet”ten, ezilmişlikten veya milletin “seçimi”nden bahsetmeyin, ne olur. 

imageAğrı’da dün BDP’lilerin yaptığı “hile protestosu”na polis müdahale etti. Fotoğraf: Diyadinnet,

DOĞU’DA OHAL REZALETİ

Ankara’ya nispeten yer veren medya, Doğu illeri başta, İstanbul’daki şaibeleri bile görmezden gelmeye devam ediyor:

- İstanbul’da CHP; Üsküdar ve Küçükçekmece’de seçimin iptalini istiyor… Antalya’da CHP’nin itirazı reddedildi.

- Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde ise kayıtlı 40.707 seçmenin HEPSİ oy kullandı… Yani imkansız “başarıldı” ve AKP’nin adayı “kazandı”. BDP’nin itirazları kabul edilmeyince halk sokağa döküldü. Günlerdir ilçede OHAL uygulanıyor; polis, jandarma ile halk çatışıyor. İlçeye giriş çıkışlar yasak.

- Batman’ın Kozluk ilçesinde AKP’li adayın kazandığı açıklandı. Ancak üç ayrı okulda yanmış, yırtılmış, paketlenip saklanan BDP mühürlü oy pusulaları bulundu. BDP’nin itirazı reddedildi; protestolar devam ediyor.

- Bitlis-Ahlat ve Kars-Kağızman’da durum farklı değil.

- BDP’li Sırrı Sakık’ın 10 oy farkla kazandığı Ağrı, oyların 14 kere sayılmasıyla herhalde Guiness Rekorlar kitabına girecek! Yırtık oy torbasının bulunmasıyla oy sayma maratonu –şimdilik- sonlandı, seçimin tekrarına karar verildi.

 

 

Yerel yöneticiler, bu sözleşmeyi imzalayın!

Kasetti, twitter’dı, seçimdi, oy takibiydi derken, ülkenin en hayati konusu bir kez daha unutuldu: Kadın cinayetleri ve erkek şiddeti… Bianet, Mart ayında 24 kadının öldürüldüğünü, iki kadına tecavüz edildiğini ve 54 kadına şiddet uygulandığını duyurdu.

Üstelik bu rakam, sadece basına yansıyanlar! Malumunuz, hükümet en son kadın cinayeti istatistiğini 2009’da verdi. O gün bugündür ses yok. Kadınların korunması için çıkarılan kanunlar uygulanmadığı için ne yazık ki ülkenin her yerinde, her sosyal sınıftan kadın, şiddete uğruyor ve erkekler tarafından öldürülüyor.  

Hükümetin kadına şiddeti engellemekteki gönülsüzlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliğine inanmaması, polisten yargıya, medyadan yerel yönetimlere her kuruma yansıyor.

KADINLARDA ÖNCÜ BDP

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak

Oysa belediyeler kanunu uygulansa, her 50 bin ve üstü nüfus için bir kadın-çocuk sığınma veya koruma evi açılırdı. Ama birkaç istisna haricinde, erkek yöneticiler bu konuyu ihmal etmeye devam ediyor.  Anlaşılan iş, bir kez daha kadınların omzunda

Yerel seçimlerin ardından, az sayıdaki kadın yerel yöneticinin durumuna bakalım:

-         2009 yerel seçiminde 26 kadın belediye başkanı (2 il, 17 ilçe, 7 belde) seçilmişti.

-         2014’te BDP sağolsun, bu rakam 37 kadın belediye başkanına çıktı: Üçü büyükşehir, biri il, 33’ü ilçe belediye başkanı.

-         BDP sağolsun diyorum, çünkü eşitlikçi politikaların farkı ortada: Kesinleşmemiş sonuçlara göre BDP; 23 kadın belediye başkanı ve 54 eş başkan çıkardı.  Diğerlerinin durumu acıklı: CHP 7, AKP 6, DP ise 1

Küçük de olsa, kadın yöneticilerdeki bu artış, bir umut. Fakat kadın olmak yetmiyor: Somut adım atmak şart. Anlayacağınız erkekleri harekete geçirmek, bir kez daha kadınların işi…

KA.DER’İN SÖZLEŞMESİ

Kadın Adayları Destekleme Derneği Ka.Der, her seçimde kadın yöneticilerin çoğalması için çalışıyor. 

Ka.Der, yerel yöneticiler sözleşmesinin (bit.ly/1dPr5QW ) imzalanması için herkese çağrı yaptı. Sözleşme, eşitlikçi bir toplum yaratabilmenin temel kurallarını içeriyor:

-         Belediyenin yasal görevi olan kadın ve çocuklar için korunma/sığınma evleri açmak…

-         Ulaşılabilir, ücretsiz, güvenli 7/24 kreş hizmeti… Yaşlı bakım evleri… Şiddete uğrayanlar için acil telefon hattı, belediye çalışanlarına eğitim…

-         Kadın, genç, engelli, yaşlılar için meslek kursları, kültür merkezleri… Park bahçe sayısını artırmak.

-         Belediye Meclisinde “eşitlik komisyonu” kurmak… Kız öğrencilere eğitim ve barınma imkanı… Eşitlikçi belediye bütçesi.    

Beklentimiz, 30 maddelik sözleşmeyi başta kadın yerel yöneticilerin imzalayıp, herkese örnek olması… Kent hayatı, toplumsal huzur ve refah için zaruri olan bu uygulamaları gerçekleştirmek, hepinizin görevi!

KADIN DOSTU ŞEHİRLER İSTİYORUZ

* Nisan ayına da ne yazık ki kanlı girdik: Gaziantep’te Saliha İvinç (35), kocası Murat İvinç’den şiddet gördüğü için polise başvurmuştu. Ancak koruma kanunu, bir kez daha uygulanmadı.

  • İki çocuk annesi, çaresizlikten babasına sığınıp boşanma davası açtı. Ancak kocası onu sokakta yakalayıp, öldürdü.    
  • İki milyona dayanan nüfusuna karşılık Gaziantep’te, Büyükşehir Belediyesi’nin 20 kişi kapasiteli bir koruma evi var!  
  • Gaziantep’e belediye başkanı seçilen Fatma Şahin’den beklenti büyük: Aile eski Bakanı olduğu ve kadınların şiddet sorununu çok yakından bildiği için, Gaziantep’i “kadın dostu” örnek bir şehir haline getirebilir…  
  • Özlem Çerçioğlu 1 milyonluk Aydın’da; Gültan Kışanak da 1.600 milyonluk Diyarbakır’da Başkan seçildi. Her iki büyükşehirde tek sığınma evi var! İlk işleri, bu sayıyı artırmak olsun…

EVİNİ AL DA GİT HAREKETİ:) thesmithian:

The Tiny House Movement covers a lot of territory and almost every homebuilder approaches their project from a different perspective, be it a desire to live off the grid and practice environmentalism in as pure a lifestyle as possible, to live within one’s own means without accumulating the high debt and stress a huge home encourages, to recycle as much discarded materials as possible and to practice the teachings of Thoreau and fully engage the spirit of DIY and individualism, amongst them.

more.

"SEÇİM MEDYASI- YA DA MEDYANIN SEÇİMİ"

Yerel seçim sonuçları her gazeteye farklı yansıdı. Yabancı basındaki haberler de gazetesine göre “yorumlandı”.

Diken.com.tr için yazdım: http://www.diken.com.tr/medya/secim-oldu-bitti-turkiye-yine-sut-liman/